Selam gençlikler.
Genelde birçok insan gibi heveslerim dakikalık olur. İki
film izleyip, “Bundan sonra çok mükemmel olucam.” diyen insanlardanım. Tabi
film neyi aşılıyorsa, Fight Club’ı izledikten sonra “Çok güçlü olucam” , Fetih
1453’ü izledikten sonra “Tabi abi tarihimiz ..” konuşurum. Baya olabilcek en
sıradan insanlardan birisi bile olabilirim he.
Aha işte böyle birisiyim diyebilirim. Sonradan fark ettim,
herkes kendini dünyanın en zeki insanı sanıyor. “Madem herkes sanıyor, ben niye
sanmıyorum ?” dedim kendime. Sonra sanmaya başladım, bu da ergenliğin
girizgahıydı zaten. Ve bu düşünceden kurtulalı da çok olmadı.
İşte ergenlikte –yani 13-14 yaşlarımda- bu düşünce sağolsun
her gün günlüğüme, farklı bir insan olduğumu anlatmaya çalışırdım. “Ya dünya
yalansa, herkes rol yapıyorsa, bu benim sınavımsa vs.vs.” Bir de günlüğümü,
-aynı filmlerdeki gibi- birisinin okumasını ve benim zeki olduğumu anlamasını
isterdim. Ve o ara bayağı konuşulan “Truman Show” filmi çıkmıştı. 2000’den biraz sonraydı
galiba. (Şimdi baktım 98’miş. Biz biraz geç izlemişiz.) Etrafımda da benim gibi kendini zeki hisseden
mallar olduğu için, “Madem zekiyiz,
neden izlemiyoruz ki” mantığıyla izleyelim dedik.
Sonra herkes birbirinden soğudu anasını satiyim. “Sen kesin
onlardansın, orda gördüm ben başkasına anlatır gibi yapıyodun” vs. İnsanın
aklına binlerce farklı düşünce getiren bir filmdi çünkü.
Ama benim aklıma ilk gelen düşünce daha farklıydı. “Galiba
ben zeki değilim. Herkes bunu düşünüyorsa normalimdir.”
İşte bu farkındalıktan sonra da bunalım dönemi başladı. Hatırlıyorum
da o dönem zaten bok gibi olan notlar biraz daha boku yemişti. Ama bir bahene
olmuş olmuştu (bu ne lan) : “Ben zaten aptalım, anlayamam kapasitem bu kadar.”
O ara dersleri (özellikle de matematiği) iyi olanlara Einstein gözüyle
baktığımı hatırlıyorum.
Bir de insanda, sürekli karşı tarafa zeki olduğunu
hissetirme içgüdüsü var sanırım. Veya sadece bende vardır bilmiyorum. İlla bir
yerden çevirip zeki görünücem ya, kendime bir kılıf buldum : “Zeki olmadığımı
anlayacak kadar zekiyim.”
Buradan sonra da, biraz insanları inceleyince bunun da
herkesin düşünebildiği bir şey olduğunu anladım. Çaresiz kalmıştım, illa ki bir
yerden dönüp zeki olmalıydım. Ama onu bulabilecek kadar zeki olmadığımı kendime
yediremiyordum, kabullenemiyordum.
Sonra dedim biraz blog okuyayım. Çünkü blog insanların
içinden gelenleri yazdığı yerdir.
Okuduktan sonra herkesin kendisini farklı sandığını daha iyi
gördüm. Bu bir paradoks aslında, düşündüklerinin herkes tarafından
düşünüldüğünü görünce, kendini normal hissedersin, ama düşündüklerin, kendinin
zeki olduğu yönündedir.
Bilinçaltı küçükken oluşurmuş ya, giderek oraya atılan
bilgiler azalırmış. İşte bundan yaklaşık 10 yıl önce olan şey sanırım
bilinçaltımda kendine yer bulmuş. Bir günlük tutma ihtiyacının teknolojik
versiyonu yani. Bu da blog oluyor. Ve size yemin ediyorum az önce baktım,
Vikipedi’deki blog tanımı :
Blog (Türkçe: ağ
günlüğü, günce) veya Weblog (Türkçe: Ağ kütüğü) teknik bilgi
gerektirmeden, kendi istedikleri şeyleri, kendi istedikleri şekilde yazan
insanların oluşturabildikleri, günlüğe benzeyen web siteleridir.
Demek ki, blog sitesini kuran kişiler de bunları fark edip,
insanın bu tür ihtiyacı olduğunu anlamışlar.
Yani sonuç olarak, burada ergen günlüğü gibi bir şey
olmayacak. Herkes gibi zamanı gelince ben de sıyrıldım o tür düşüncelerden.
Olması gereken bir günlük gibi, burada samimi düşüncelerim yer alacak. Zaten
genelde kendimi kaptırdığımda birisinin okuduğunu, veya okuyabileceği
ihtimalini unuturum. Ve bunu unuttuğum için de arada sırada hal şöyle olur:
Hadi görüşürüz.